ALİ ERSÖNMEZ

Uçup Giden Geleceğimizdir!

“Kaçma! Kendine bakmaya cesaret et.” 

Wilhelm Reich

“Hayat gerçekten biz planlar yaparken başımıza gelen oluyor.” Hele de yaşadığımız eşitsiz coğrafyaysa, sınıfsal çarpıklık doruktaysa ve ortam cinsiyetçi-ayrıma dayalı tahakküm anlayışının her alana sirayet ettiği ortamsa... Örneğin hak arayana desteğe, hastayı ziyarete, biraz eğlenmeye veya sanatsal bir etkinliğe gitmeyi tasarlıyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz başka bir gündem sizi yutuyor.

Bir yazar gazeteye teslim ettiği yazısının yayınlanmasını bekleye dursun, geçen minnacık sürede birçok canlı gündemi kaçırabiliyor veya şok edici gelişmelerin gölgesinde yazdıkları solup gözden uzaklaşabiliyor. Canlı bir televizyon programı veya dost muhabbeti yeni bir dehşetle aniden titreşip dona kalıyor. Matematiksel veya fizik formüllerinin netliğine bile yaslanamaz olduk.

Bir yerlerde doğal bir hayat, canlı bir tebessüm veya içten bir özgürlük kıvılcımı görünür görünmez, tetikte hazır bekleyen “korku elleri” boğuyor ışıldayacak her yeni alevi. Her yaşta, her sınıftan ve aileden; sevgiliden, eşten, kardeşten, babadan ya da okuldaki arkadaştan uğradığımız şiddetle “kendimize ait olan” her şey yok oluyor. Seri şekildeki kadın cinayetleri, sistematik çocuk istismarı, taciz ve tecavüzleri ile yerinizden sarsılıyor ve olduğunuz yere yığılıyorsunuz.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre kasım ayında, “30 kadın cinayeti işlenmiş, 20 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 30 kadından 9’u boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile öldürüldü. 21’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu: “21 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur, “belirlemesini yapmaktadır. Wilhelm Reich’in deyimiyle: “İnsan içinde en iyi şey için duyusunu yitirdi. Boğdu onu ve onu kimde görse katlediyor; çocuklarda, karısında, kocasında, anasında, babasında…”

Çocuklar şiddete, istismara ve tacize uğruyor; her gün en az bir kadın cinayeti işleniyor; evde, sokakta, işte kadınlar tacize ve tecavüze uğruyor; hayvanlar topluca ve de işkenceyle katlediliyor, zulüm görüyor. Doğa alınıp, satılıyor ve piyasanın egemenliğine sunulan doğal tüm değerler ve eko dengeler varlık gerekçemiz. Uçup giden geleceğimizdir; çünkü biliyoruz: “Yarını bugün yaptıklarımız belirler.”

Öldürerek kendimizi çürütüyor, yok ederek uyumsuzlaşıyor ve hâkimiyet kurarak varoluşun etik normlarını parçalıyoruz. Tüm bu “kozmik hiyerarşiye” gömülüşümüz, ‘varlığımızı yokluğa’ sürükleyişimizin kanıtı. Yıkıcılığın sadece “aşağıda olanı” değil, ortada bulunanın ve üste duranın da tam tepesi yardığının farkında olmamanın “kaotik ironisi” bizim ki.

Özgürlüğe, yaşama, sevinmelere o kadar abluka konulmuş ki, ömrüne yeni şeyler katabilme coşkusuna kimse inanamıyor. Toplumun zihnine aldatıcı yumruklar ardı ardına nefes aldırılmadan indikçe; sersemleşiyor düşlerimiz, uçuruma yuvarlanıyor hakikat duyularımız ve acıyı unutuyoruz.  Ve doğruya taraf olamayan vicdanlarımız kötülüğe susuyor.

Hazır olanı tüketiyoruz, henüz üretmeyi sevmedik, çünkü sevme ve sevindirme öğretilmedi hiçbir zaman. Var olduğumuz andan itibaren avuçlamayı, cebe atmayı, işkembeye indirmeyi, üretileni tüketmeyi ve kâr devşirmeyi hemencecik benimseriz; bizi yoksullaştıranın konforuna alkış tutar ve onların sınıfsal üstünlüğüyle övünürüz. Zorbalılıklara işaret edilmiş meşru gerekçeleri sıralarız. Ama üretmek, vermek ve mutluluğu sağlamayı bilmeyiz!

“Yeni kıyılardan gelen her kültür, her sözcük, her bilgi ve her birikim hâkim sınıfı korkutmuştur.” Korkanlar korkuyu salar üstümüze, korkuyla uyanan tarihin mağlubuyuz. İnsan kendine, canlıya, topluma ve hayatın devinimine esareti bu denli kolayca benimsememeli. Yaşam hakları ellerinden alınan her canlı, içimizdeki büyük bir can damarıdır. Unutma, içimizden kaybettikçe son bulmayacak acılar!

Binlerce yıldır zihnimizin tutulduğu çarkları, dar kafalığı, öfke ve kini, şiddeti ve de düşmanlığı varlığımızdan çekip atmak zorundayız. Hakikatin yolunda, aklın ve bilginin çığlıklarıyla gerçek sevgiyi ve coşku selleri üreterek kendimize yeniden dönmeliyiz.

“Kaybedilen her şey kazanılan yeni bir şeyin ilanı da olabilir.” İyi yürekli olanlar, iyi yürekliliğin cesaretini çoğaltmalı. “Sınırlandırılmış, kısıtlanmış, budanmış, çeki düzen verilmiş ve uydurulmuş; ‘yayaya, şaşaşa’ taraftarlığı ile yaratıcı doğası yok edilen hayatın” nostaljik hayranlığından biran önce yakayı kurturmalıyız.

 “Bu dünyada benim kim olduğuma karar verecek tek kişi ben kendimim, başka hiç kimse değil,” diyerek tutum alan Wilhelm Reich aynamız olmalı.

Yararlanılan Kaynaklar:

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kasım 2022 Raporu

Dinle, Küçük Adam(Wilhelm Riech)

Cennetin Doğusu ( John Steinbeck)

Katı Olan Her şey buharlaşır (Marshall Berman)

Eğitim Bilim Toplum ( Hakemli Dergi)

06 Aralık 2022
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Hayatı İnşa Eden Çıraklarız!

24 Oca 2023

Hayat Söz Dinlemez!

21 Oca 2023

Gökyüzü Perdelenmez!

13 Oca 2023

Yaşam Hepimizin Ülkesi

02 Oca 2023

Biraz İyilik Biraz Vicdan Biraz da Erdem!

29 Ara 2022

Madde Bağımlılığı İle Mücadele!

21 Ara 2022

Çocuklarımız Boğulmak Üzere!

20 Ara 2022

Yaşamdan ve Doğadan Yana Bütçe!

13 Ara 2022

Uçup Giden Geleceğimizdir!

06 Ara 2022

Yaşamın Kahramanları Defalarca Yanıldı!

01 Ara 2022