METİN ATAMER

Sahte karlık

Her gün ortaya bir konu, bir olay atılıp toplumun işsizlik, yoksulluk ve geçim endişelerini kamufle edecek suni gündemlerin kimler tarafından, hangi kurumlar tarafından servise çıktığını yurdum insanı merak etmekte. Bu yapay gündemlerin kaynağı kim olabilir diye düşündüğünüz oldu mu hiç? 

Sizi önce 11 Mayıs 1998 senesine götüreyim. İstanbul Harbiye ile Şişli arası Abide-i Hürriyet Caddesi’nde akşam 23.45, gece  karanlığında 34 ABR 93 plakalı Opel marka bir araç, kırmızı ışıkta durmadan hızla geçer. Kavşakta bekleyen polisler de hemen sirenlerini çalarak bu aracın peşine düşerler. Araç kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala karşıya geçmeye çalışan, Türkiye radyolarının güzel sesi Sevim Tanürek’e çarpar ve aracı frenleyen sürücü yaklaşık 30-35 metre zavallı kadını sürükler. Koma halinde hastaneye kaldırılan Sevim Tanürek, 6 gün yaşam savaşı verir. Karakola götürülen sürücü, zamanın İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan. Karakolda, kaza geçiren Sevim Hanım’ın eşi Ahmet Bey, sürücünün ehliyetinin kontrol edilmesini ister. Komiser, işinin kendisine hatırlatılmasından hoşlanmaz. Çünkü sürücünün ehliyetinin olmadığı açıktır. Zira kaza dosyasına ehliyet bilgisi eski tarihli düzenlenip, birkaç gün sonra girer. 

Bu arada Sevim Hanım yaşam mücadelesini kaybeder ve  17 Mayıs 1998’de hayata veda eder. Kaza yeri, belediye ekipleri tarafından, kazadan hemen sonra süratle temizlenir ve itfaiye araçları tarafından yıkanır. Birçok delil böylelikle yok edilir. Konu yargıya taşınırken, birçok kez Ahmet Tanürek, davadan vazgeçmesi için tehdit alır. Adli Tıp Kurumu’nun Trafik İhtisas Dairesi Başkanı tarafından bir de rapor tutulur ve hatanın tamamını, 8’de 8, Rahmetli Sevim Tanürek’e yükler. Rapora imza atan Eyüp Bey, daha sonra Erdoğan Başbakan olduğunda, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdür Yardımcılığına atanır. Konuda esas olan ehliyetsiz bir sürücüye eski tarihli bir ehliyetin sağlanması. 

Gelelim Ergenekon davasındaki çok önemli bir konu olan İnternet Andıcı Gölcük 5 numaralı sabit disk ile ilgili suçlanan, kıymetli Deniz Kuvvetlerinin değerli askerlerine. Bu davada da aylarca subaylar mahkemede sanık sıfatıyla tutuklu kaldılar. Bir hatırlatma için dile getireyim. Diskin 1. Bölümünde Windows XP işletim sisteminin kurulu olduğu tespit edilmiş. Kurulum günlük dosyasına WINDOWS/setuplog.txt de göre işlem sistemi 9.4.2008 saat 14.52.14 olarak tespit edilmiş. Ancak kurulum günlük dosyasına kurulum başlangıç saati 1.1.2001 ve 00.22.50 olarak işleme başlamış. 

Kayıtlarda konu izah edilirken ‘Diskin takılı olduğu bilgisayarda ve bağlı olduğu ağda tanımlı olmayan bir kullanıcı tarafından, kurulu işletim sistemi kullanımı dışında bir başka yöntemle, tarih değişikliği de içeren şekilde yapılan bu kopyalama işlemi dolayısıyla incelenen ‘Kitleşim.x1s’ ve ‘PROJE.doc’ dosyaları delil bütünlüğü açısından ciddi endişe uyandırmaktadır’ denilmektedir.  

Bir başka anlatımla düzmece delille kahraman denizcilerimizi lekeleme kampanyasına çanak tutan bir olayda, at çamuru izi kalsın, sonradan bir başka delil yaratırız diye düşünmek, kime yarar getirir?

Yine konu, Deniz Kuvvetlerindeki emekli subaylar. Bu emekli amirallerin bir bölümü Boğazlar Komutanlığı yapmış insanlardır. Boğazlar Komutanlığı, Beykoz’da Selvi Burnu’nda müstesna bir yerdedir. Bu komutanlığa atanan her amiralin, boğazların stratejik ve siyasi geçmişini ve önemini çok iyi bildiklerine inancım tamdır. Hele Montruex’nün her bir maddesini çok iyi tahlil etmiş olduklarına inanırım. 

Bakınız Montreux’de hazırlanan meti n, bu konferansa katılan devlet başkanları yazıldıktan sonra, şu sözlerle başlamakta:

‘’Boğazlar’’ genel deyimiyle ÇANAKKALE BOĞAZI , MARMARA DENİZİ VE KARADENİZ BOĞAZI’NDA Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’de geçişi ve gemilerin gidiş gelişini (ulaşımını), LOZAN’da 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan barış antlaşmasının 23. Madde ile saptanmış ilkeyi (1), Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’de kıyıdaş devletlerin güvenliği çerçevesinde koruyacak biçimde, düzenlemek isteğiyle duygulu olarak: iş bu sözleşmeyi 24 Temmuz 1923’de Lozan’da imzalanmış olan sözleşmenin (2)yerine koymayı kararlaştırmışlar ve tam yetkili temsilcilerini aşağıda belirtildiği üzere atamışlardır, denilmektedir . 

Montreux ‘de, ilk cümlede üç noktayı ayrılmaz bir bütün olarak saymakta: Çanakkale-Marmara-Karadeniz boğazı deniz hattı. 

Emekli amirallerin kaygıları gerek sanal İstanbul Kanalı, gerekse uluslararası anlaşmaların iptali yetkisi kapsamında, Montreux Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması konusunu, endişe ile karşılamaktalar. Sadece onlar değil, bütün aydın insanların da aynı fikirde olduğuna inanmaktayım. Tıpkı Ergenekon Internet Andıcı davasında olduğu gibi, düşünce paylaşım tarihleri üzerinde oynamalar ve internette düzmece dört cümle ilavesi ile birilerinin suni gündem yaratmak adına, yine saygın emekli amiralleri karalama girişimlerinin, çirkin siyaseti daha da çirkinleştirdiğine inanmaktayım diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.  

13 Nisan 2021
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Zigüleli

05 May 2021

Kuyruklu yalan

04 May 2021

İhtiyar adam

27 Nis 2021

Yüz yirmi sekiz

22 Nis 2021

Zürefa

16 Nis 2021

Sahte karlık

13 Nis 2021

Montreux

06 Nis 2021

İstanbul Sözleşmesi

26 Mar 2021

Ne Zararı Var

22 Mar 2021

Siyah mizah

16 Mar 2021