A. SERA ÖZBAŞAR

Perde inerken (2)

1.    Burada icat olunmadı!!! Genelde yöneticiler ve çalışanlar, kendi icat etmedikleri usulleri, yöntemleri, teknikleri benimsemekte güçlük çekerler veya ilk fırsatta veya bir punduna getirip kötülerler. Gerçi akademik kariyerde kimileri için bunun tam tersi geçerlidir ama boyumuzu aştığı için dışarıda tutuyoruz. İcat etmediği halde kullandığı bir yöntemi kaynağını gururla söyleyebilen kaç kişi tanıyorsunuz?

2.    Nostaljik takılma... “Biz eskiden şöyle yapardık, böyle yapardık, nerede o günler!” gibisinden özlem çekenlere, hayıflananlara çok rastlarız. Eskiye saplanıp kalmak yerine, sizin nesilden olup da, güne göre değişik takılmayı deneyen birilerini tanıyor musunuz?

3.    En iyi savunma... “En iyi savunma hücumdur” diye anlatılır. Baktınız ki tehlike var, topun ağzına yakın bir konumdasınız, size isnat ettirilmek istenen bir şey var, fatura size çıkmak üzere ne yaparsınız? Hiç telaşa kapılmadan, panik yapmadan, her şeyin bir kolayı olduğunu bilerek faturayı karşıya önce siz mi ibraz edersiniz? Buna yedi gün içinde itiraz edilmez ise sunulan fatura yasal olarak kabul edilmiş sayılır mı?

4.    Gıyabında yargılamak... Bir toplulukta o mekânda bulunmayan kişi hakkında konuşulur. Bunun adı dedikodu olur. Bu aslında dedikodu değil yokluğunda yargılama demektir. Yargılama lehte olursa kişi aklanır, temize çıkar, beraat eder; aleyhte olursa müebbet hapse mahkûm olur, hem de hiç haberi yokken, gerçeği söyleyemeden, hiç de savunma yapamadan. Bunu günde kaç kez yapıyorsunuz ve size kaç kez yapılıyor. Özel not – bazı siyasilerin yandaşlarını korumak için suçu sabitleri olanlar için bile, konuşmalarında sanki gıyabında yargılanıyormuş gibi izlenim vermeleri da soru kapsamına dâhildir. 

5.    Dolap beygiri... Beygire at gözlüğü takılınca, çembervari bir hareketle, bir yere gittiğini sanarak aynı yerde döner durur. Çok eskiden keşfedilmiş bir yöntemdir. Günümüzde hala çok etkili olarak kullanılır. Dolap beygirlerini fırıl fırıl fıldır döndürerek çalıştıranların, kendilerini de birilerinin dolap beygiri gibi döndürüldüklerinin farkındalar mıdır?

6.    Beyin meselesi... Kişi dolu veya boş işe beyninle işe gelmek zorundadır. Makul olup, şu soruya bir cevap bulalım - İnsanların beynini işe getirmesine ses çıkarmayan, ancak dolu beyne rastlayınca onları ilk yarım saatte ıvır zıvır, incir çekirdeği doldurmayan safsata ve mugalâta ile ağzına kadar doldurup, sekiz saatten geri kalan zamanını bloke eden kimdir?

7.    Ben söylemiştim! Hep ikaz ettiklerimiz ve uyardıklarımız başımıza gelmez mi? Ben birçok şeyi önceden görür, başkalarına önlem alınması ikazını yaparım. Bugün, daha önce sezip, başkalarını dikkat etmeleri için daha baştan önlem alınsın diye uyardığınız aksiliklerden kaçı başınıza geldi?

8.    Erken emeklilik... Bazı insanlar 60lı yaşlarında, bazı insanlar 20li yaşlarında, bir kısım insanlar “Yaş haddini doldurdum,” diye, bir kısım insanlarda “Bahçe sulamak, patlıcan biber yetiştirmek, balık tutmak gibi çalışırken yapmadıklarını yapmak!” için emekli olur. Kimi insanlar ise ki bunlar azınlıktadır, öldükten asırlar sonra bile emekliliğe direnirler. “Ben, ne zaman kendimi zihnen emekli ettim?” diye kendini sorgulayana rastladınız mı?

9.    Alışkanlıklar... “Can çıkar, huy çıkmaz,” diye bir atasözümüz vardır. Hatta bu iddiayı pekiştirmek için “İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur,” diye devam edilir.  Acaba, değişmeyi beceren insanların canı yok mu?

10. Banyo - duş... Hangisini tercih edersiniz? Banyo mu? Duş mu? Bu ilginç, banyo, duş benzetmesine birkaç yerde rastladım.[i] Çok kullanışlı bir benzetme olduğu kanısındayım. Banyo almak (bu sözcükler küvet içinde yatay konumda yıkanma anlamında kullanılmaktadır) zaman alır, yıkanırken düşünmeye bolca vakit bulunur. Duş yapmak (bu sözcükler akan su altında dikey pozisyonda yıkanmadır) ise kısa sürer, düşünmeye vakit olmaz. En son banyo mu yaptınız, yoksa duş mu aldınız? 

11. Kopyalama... Kimi insanlar taklit yoluyla, kimileri de bilinçlenme yoluyla öğrenir. Kolayı kopyalamaktır, düşünme, yaratıcılık gibi zor işleri gerektirmez. Bilinçlenme ise zaman alır, çaba sarf etme, araştırma ister. En son ne zaman, kendi kendinize “Uygulamam kopya mıydı,  yoksa bilinçlenme sonucu mu oldu?” diye sordunuz?

12. İmamın işi... İmamlar akıl verir - “Dediğimi yap, yaptığımı yapma.” Doktorlar sigaranın zararları üzerine nutuk atıp, “Aman içmeyin” tavsiyesinde bulunur. Öt yandan, en çok doktorların sigara tiryakisi olduğu söylenir. Doktorun dediği doğru da yaptığı mı yanlıştır? Bu mantıkla açıklanamaz. İmam ağzından çıkanı kulağı duymayan kişi midir? Öyleyse, nerede kaldı rol modelliği. İmamlığın zorluğu, sözü ile davranış birliğini mi sağlamak yoksa imam lakabını mı hakkıyla almaktır?

13. Çekici... Çekici arabanın önüne mi yoksa arkasına mı bağlanır? Ezici sıradan çoğunluk, “Soru bunun neresinde, tabii önüne bağlanır!” der, sonra gider başka yerine bağlar. Peki, yaratıcılar, çekiciyi arabanın neresine bağlar? Yanına mı? Arkasına mı? Önüne mi? Altına mı?  Yoksa tutar çekiciyi arabanın üstüne mi çıkarır?

14. Boş mu dolu mu? Artık iyimserlik ve kötümserliği anlatmak için ilkokul öğrencileri bile yarısına kadar su dolu olan bardak misalini gösterip ders verirler  “İyimser bardağın yarısı dolu der, kötümser bardağın yarısı boş der.” Bu yumurta mı tavuk mu meselesini andıran konuya son verecek bir öykü öğrendim. İyimserle kötümser çok susamışlar ve yarım sürahi dolusu bir su bulmuşlar. Başlamışlar tartışmaya. Sürahi boş dolu derken, kötümser “Madem o kadar iyimserlik sevdalısısın bari o suyu da sen iç,” demiş. İyimser, anakent sular idaresinin itina ile pompaladığı koli basili ve nitratı bol olan musluk suyunu bir dikişte içer ve oracıkta sizlere ömür olur. Acaba iyimserlik her zaman sağlığa iyi gelir mi?

15. Boş çuval... Boş çuval ayakta durur mu? Bu ikramiye sorusudur. “Durmaz,” diyenler, duranları görünce küçük dilini niye yutmaz?

Ben uzun uzadıya kimin hangi yolculuktan geriye ne getirdiğini ölçmekten ve anket değerlendirme sonuçlarını okumaktan yana değilim. Herkesin götürüsü getirisi kendine. Her koyun kendi bacağından asılıyor.

Ben insanlığımı yaptım!

Köylüler sıcak bir yaz günü eşeklerine binip kasabaya alış verişe giderken, köylülerden biri eşekten iner, eşeğin kulağına eğilir, bir şeyler söyler ve sonra eşeğin yanında yürümeye başlar. Diğer köylüler meraklanır ve sorarlar – “Hayrola, niçin indin eşekten?”

Eşekten inen köylü cevap verir  “Baktım eşek terlemiş, hemen indim.”  

Diğer köylüler – “Onu anladıkta, kulağına niye eğildin?” diye sorgularlar.

Köylü – “Eşeğin kulağına eğilip ‘özür dilerim yorulduğunu fark etmedim, kusura bakma’ dedim, gönlünü aldım”

Diğer köylüler gülerler – “Olur mu öyle şey. Eşek laftan anlar mı hiç?” diye işi alaya vururlar.

Köylü – “Eşek laftan anlar anlamaz bilmem ama ben insanlığımı yaptım gerisi ona kalmış,” deyip, eşeğin yanında yürümeye devam eder.

Oradaki buradaki, öteki beriki yönetimden yeni yolculuklara, serüvenlere kadar sevgilerle, hoşça kaçın...

 

SONNOT



[i] Robert H. Waterman, Jr, The Renewal Factor, Bantam Books, New York, 1988.

 

23 Kasım 2019
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Aykut: In memoriam

25 Kas 2019

Perde inerken (2)

23 Kas 2019

Perde İnerken

22 Kas 2019

El ele kol kola 2

21 Kas 2019

El ele kol kola

20 Kas 2019

Müşteri paydaşın kaygısı

18 Kas 2019

Düşler

16 Kas 2019

M den Z ye davranış kokteyli

15 Kas 2019

Yöneticilik

14 Kas 2019

A dan İ ye yöneticilik 2

12 Kas 2019