AYFER TUZCU ÜNSAL

Neden yıktınız adamın evini?

ev

Ben çocukken Eblahan'daki bu ev, Vali konağı idi...

1960 ihtilaline aklım erer, Gaziantep'e vali olarak Niyazi Araz atanmıştı. Niyazi Bey aynı zamanda Belediye Reisliği de yapardı. O zamanda Nafia (Bayındırlık) Müdürü Saadetin Cemaligil idi. Gaziantep'e Çınarlı parkını Cemaligil yaptı. Niyazi Bey de bugün Gaziantep Üniversitesi’nin bulunduğu yerdeki ormanı hayata geçirdi.

Niyazi Bey'in dört kızı vardı. En küçük kızı Meral ya benimle yaşıttı ya da bir yaş filan büyüktü... Müthiş anlaşırdık. Aynı okula gitmezdik, ama haftasonu ve yaz vakti, bu ev bizim oyun alanımızdı. Kocaman bir konaktı burası... Pek de güzeldi. Alt bodrum katını pek hatırlamıyorum, ama üstteki çatı arası müthişti! Çok şey vardı orada... Aklımda en çok kalanı vitraylar... Evet, vitray camlar vardı, küçüklü büyüklü... Herhalde evin pencerelerinde kullanılmıştı, sonra da bir nedenle yerlerinden çıkarılıp çatıya atılmıştı...

Biz Meral'le önce evin salonunda oyunlar kurar, annesi Ayşe Hanım gezmeye gidince soluğu çatı katında alırdık. O vitray camları elimize alır, desenleri hakkında hikayeler söylerdik galiba birbirimize... Bir seferinde gereğinden fazla çatıda kalınca yakalandık. Galiba, hizmetçi yakalamıştı bizi. Ayşe Hanım da çıktı çatıya... Yüzünün sapsarı olduğunu ve "Aman Allahım! Kırık o camlar... elinize cam kırıkları batmış olabilir, hemen aşağı inelim!” diye müthiş telaşlandığını hatırlıyorum! Elimizi, yüzümüzü kendisi yıkadıktan sonra, anneme telefon edip, bizi her ihtimale karşın doktora götürdüğü kalmış aklımda.

Meral ve ben ise yakalanmanın sebep olduğu hayal kırıklığı içinde yeni oyunlarımızı nasıl kuracağımızı konuşuyorduk. O tarihten sonra çatı katına asla çıkamadık... Niyazi Bey, çatıya çıkan merdivenlerin önüne de bizim aşamayacağımız bir mania koydurmuştu.

Araz ailesi ile dostluğumuz evebeyinler yaşlanıncaya kadar devam etti. Niyazi Araz, Gaziantep'ten sonra Manisa Valisi oldu. Babam, ben ve annem oraya gidip Vali konağında kaldık... Konuk olduğumuz sürede, Meral'le benim için ayrı program, evebeyinler için ayrı program oldu. Anne ve babamı Manisa'yı karış karış gezdirdi Niyazi Bey. Tabii gezmeler hep mesaisinden sonra olurdu. Makam aracını da kullanmazdı, kendi arabası vardı. Nasıl namuslu devlet adamları olurdu eskiden... Niyazi Bey ve Ayşe Hanım pek özel insanlardı... Okuyan, tartışan, bilgili, kültürlü insanlar...

Gaziantep'i her ziyaretimde Kayacık Mahallesi’nde gezerim. Hatta, Murat Uçaner’den rica ediyorum, beni ve isteyenleri oralarda gezdiriyor. Son gidişimde  Eski Vali Konağı Caddesi’nden geçerken birden hatırladım orayı... Ne kadar çirkin bir bina yapmışlar yerine... Daha doğrusu pasaj kondurmuşlardı, ben öğrenciyken... Mahallenin dokusundan uzak, hilkat garibesi bir yapı... Ne işe yarıyor acaba?

Murat söyledi... Fotoğraftaki bina, eski Vali Konağı Alexan Bezciyan'ın eviymiş. Alexan Bezciyan benim en sevdiğim insanlardan birisidir. Alexan Hoca 1837-1913 tarihleri arasında yaşadı. Antep'ten Robert Kolej'e ilk giden öğrencidir, geldikten sonra da Merkezi Türkiye Koleji'ni kurdu. Ermeni, Müslüman, Yahudi, Süryani, Yezidi onlarca çocuk okuttu, adam etti. Neden yıktınız adamın evini? Neden?

Fevzi Çakmak Bulvarı’nda, eski Sigorta Hastanesi (Şimdiki 25 Aralık Devlet Hastanesi) ni geçtikten sonra, sağ taraf Karayolları, DSİ, Tarım Kredi Kooperatifleri, İller Bankası, aklımda kalmayan devlet daireleri idi... Hepsinin de bahçeleri yemyeşildi, bakınca içiniz açılırdı. Karayolları binasının bahçesinde bal çiçekleri vardı, kokusu dışarılara taşardı. Oraları neden yıktınız?

Eski Fuar alanı da yeşildi... Orası da gri olmuş... Herhalde çok beğeniyorsunuz değil mi?

Gaziantep'e yukardan bakınca sarı ve gri gözüküyor. Bir milim yeşil yok...

17 Mayıs günü dışarı çıkış serbest olunca ben de kendimi İskenderun’a attım. O gün, herkes dışardaydı. Bir ara çok yoruldum, minnacık bir park var sokak arasında, 6 tane filan bank koymuşlar oraya. Park küçük ama, çevresinde büyük ağaç ve sarmaşıklar var, bol gölge yapıyor. Bankların hepsi doluydu, birinin ucuna iliştim. Biraz sonra yanımdaki genç adam kalktı gitti, daha rahat oturdum. Çantamdan suyumu çıkardım, çok ısınmış. Ama, susadığım için içtim tabii… Aynı yerde kendimi tahta bir masanın etrafında, tahta bir sandalye üzerinde oturuyor olarak hayal ettim. Masaya dirseklerimi koymak ve tavşan kanı bir çay içmek istedi canım. Bir süre o pozisyonda hayal ettim kendimi… O kadar rahatladım ki…

Diyeceğim şu: Lütfen eskiyi yıkmayın. Sokak aralarına minnacık da olsa, bir-iki bank koyulabilecek ağaçlı parklar yapın. İnsanın yaşlı-genç fark etmez sokakta yürürken bir soluk almaya ihtiyacı var. Park ve bank olmazsa o soluğu alamıyorsunuz.

Covid-19, dünyanın insana verdiği ciddi bir uyarı mesajıdır aslında. Eskiyi yıkmayın! Beton bina yapmayın, yeşili koruyun, yeni yeşil alanlar oluşturun.

07 Haziran 2021
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Adil yağ

26 Tem 2021

Geçen Yüzyıldaki Tomarza Yemekleri

12 Tem 2021

Tomarza üzerine….

05 Tem 2021

Sebze artıklarından elde ettiğim gübre

28 Haz 2021

Girişimci olmak...

21 Haz 2021

Neden yıktınız adamın evini?

07 Haz 2021

Keşke dünyanın kıymetini bilebilseydik...

31 May 2021

Pandemi nedeniyle öğrendiklerim (1)

24 May 2021

Astarlı sütlaç/Zerdeli sütlaç

17 May 2021

Annemin böreği ve zeytinyağlı dolması

10 May 2021