AYFER TUZCU ÜNSAL

Girişimci olmak...

Uzun süredir hasret kaldığım oğlum geçen hafta bizi ziyarete geldi. Geldiğinin ertesi günü aşı hakkı kazandı. Çevreyi araştırdık, en yakın randevu veren yer Samandağ Devlet Hastanesi’ydi. Zaten orada ziyaret edip, bilgi almak istediğim kişiler vardı, hemen aldık randevusunu... Gel gelelim ertesi gün sol ayağımda neden kaynaklandığını anlayamadığım ağrı başladı. 24 saat içerisinde ağrı, kocaman bir ayağa ve dayanılmaz acılara dönüştü. Yola revan olduk, vardık. Randevu saatinde oğlum aşı olmak üzere hastanenin aşı bölümüne, ben acil kısmına gittik. Acildeki doktor uzaktan baktı, bir antibiyotik yazdı. Hastanenin operatörünün çok meşgul olduğunu ve benimle ilgilenemeyeceğini belirtti.

Dükkandan görünüm (İsmail)

Samandağ’da pek değerli bir hekim arkadaşım var onu aradım, ne yapmam gerektiğini sordum. Özel hastanedeki bir operatörün ismini verdi ve bir an evvel onu ziyaret etmemi istedi. Gerçekten tertemiz bir özel hastane ve doktorla karşılaştık. Bana, “Durumuzun ciddi olduğunun farkındasınız değil mi?” dedi. Ben de “evet” dedim. Ampul antibiyotik yazdı. Beş günden beri 12 saat arayla onları yaptırdım. Önce ağrı gitti, sonra şiş indi. Hayatım nisbeten normale döndü. Doktor, tedavi sürecinin bitmediğini ve antibiyotik tedavisinden sonra tekrar görünmemi istedi. Şimdi o seviyedeyiz, neden kaynaklandığını bulmaya çalışıyoruz.

Doktor iğne yazdıktan sonra, eşim aldı getirdi. Hastanede ilk dozu yaptırdım. Ama ayak berbat ve yürüyemiyorum. Amma velakin ben hiç vazgeçmem... O ayakla, görüşmek istediğim dostumun yanına gittim. Biraz oturduktan sonra bizi kuzeninin evine götürdü dostum ve bu yazının konusu cereyan etmeye başladı...

Zeytuniye Hristiyan, Samandağ’ın şahane bir mahallesi... Burada kocaman bahçeler içerisinde tek katlı evler var. Bahçelerde her türlü ağaç, çiçek, sebze, aromatik bitkiler, aklınıza ne gelirse mutluluk içerisinde yetişiyor. İnsanları da güzel... Çalışkan, dürüst, okumuş ve bilinçliler... Dikkat ediyorum, tartışmalarımız ne kadar seviyeli oluyor, neler neler öğreniyorum. Elimde imkan olsa haftada bir kez o insanlarla biraraya gelirim. Aynı felsefe okulu gibi... Derya deniz insanlar...

Selva Havare, kız kardeşleri Ülkü ve Suzan ile biraraya gelip Hayte Yöresel Ürünler ismiyle şirket kurmuşlar. Hayte, Arapça kızkardeş demekmiş, şirketin ismi de olmuş aynı zamanda. Selva, çok tatlı bir kadın. Kendisini ziyaret ettiğimiz gün, tıp fakültesinde okuyan kızı “intern” olmuştu, pek sevinçliydi, paylaştık sevincini.

Babaları, kızlarına Zeytuni Mahalles’indeki mülkünü eşit şekilde paylaştırmış. Selva da aynı zamanda bahçe komşusu olduğu kardeşlerini ikna edip, bir şirket kurup, başta reçel olmak üzere çeşitli gıda imalatına başlamışlar. Atölye, depo ve  mutfakları fevkalade güzel, yasanın gerektirdiği her türlü belgeye de sahipler. Tahmin edeceğiniz gibi her yer pırıl pırıl. Hani derler ya, yağ dök yala...

reçeller

Ürünlerin yelpazesi çok geniş... Instagram ve Facebook’da sayfaları var, Hayte ismi ile bakıp onları görebilirsiniz. Ben de insülin direnci var, o nedenle reçel veya şuruplu tatlı, benzeri şeyleri yemiyorum. Tadına bakmak için ise, bir çatalın ucu ile neredeyse milimetrik boyutta yiyorum. Muhteşem bir portakal çiçeği reçeli yapmış, çiçeğin tüm aromasını o kavanoza koymayı başarmış. Rüya gibi bir şey... Hatta istek üzerine iki çeşit yapmış... Birisinde bol çiçek ve az şeker var, diğeri az çiçekli, bol şekerli... Ben şekeri az, çiçeği bol olanını pek beğendim. İki kavanoz aldım, şeytana uyup, şurup yaparak tüketmek istiyorum!

Nereden bileceksiniz? Ben de 12 ay bölgede yaşayınca öğrendim. Portakal, Mart ile Nisan aylarında binlerce çiçek açıyor. Muhteşem kokular etrafa yayılıyor ve çoğunu döküyor. Ağaçların altı kar yağmış gibi oluyor. Sonra mercimek kadar portakallar büyüyor, onlar da dökülüyor. Ardından misket kadar büyüyen portakallar da dökülüyor. Böyle bir süreci var ağacın. Selva, çok deneyimli. Çiçekler açarken ağaçların altına temiz çarşaflar açmış. Böylece dökülen çiçekler toprağa değmeden çarşafların üzerine düşmüş, Selva da onları bu şekilde değerlendirmiş.

Hatay’ın meşhur ürünlerinden birisi de kabak tatlısıdır. Bizim kış kabağına benzer bir kabak türü yetişiyor burada. Onunla kıtır kıtır şahane bir tatlı yapıyorlar. Selva da yapmış aynı tatlıdan, reçel gibi kavanoza koymuş. Oğlum tattı, pek beğendi. Onu mutlu etmek için bir kavanoz da ondan aldım. Sabahtan kahvaltıda açtı ve baktım ki üç beş tane yedi. “Aman oğlum, yeme! Sende de insülin direnci var” deyip elinden aldım. O sırada iki misafir geldi, geçmiş olsun demek için. Onlara da ikram ettim tabii. Dediler ki “Ayfer, hiç bu kadar lezzetli kabak tatlısı/reçeli  yememiştik, oğlun haklı, ona kızma!”

Sac (ismail)

Ekmeğin hazırlanışı (İsmail)

Biberli ekmek (İsmail)

Yufka ekmek geleneği Hatay’da da var. Ben yufka ekmek yapımını buğdayın anavatanı olmamızla özdeşleştiriyorum. Buğdayı çekip, un haline getirdiniz. Maya falan koymadan hamuru yoğurup, dinlendirdikten sonra incecik açtınız, daha sonra sac ile buluşturup, pişirdiniz, çok kısa sürede ekmek elde ettiniz. İlk “fast food”lardan birisi bu yufka ekmek olmalı! Selva, yufka ekmeği de iki türlü yapıyor. Eğer depolamak amacıyla yapıyorsa, ince açıp sac üzerinde kızartıyor ve daha sonra sulayarak kullanmak üzere depoluyor. Yok, bizim gibi misafir gelmiş ise, daha kalın açıyor,  o zaman ekmek yumuşak oluyor, gevretmiyor yani. Taze tüketiyor veya donduruyor. Selva bize aynı hamurla bir de biberli ekmek yaptı. Yazdan hazırladığı biber püresini zeytinyağı, kekik, çok az sürkle buluşturup bir nevi sos yaptı. Onu açılmış yufkanın üzerine sürdüler. Kocaman bir D yaptılar. Tıpkı gözleme gibi pişirip daha sonra dilimleyerek ikram ettiler. İnanılmaz bir tadı vardı. Nasıl yediysek, eşim ve ben üzerimize yağ döktük, yıkadım gitmedi! Giysileri atmayacağım! Neden kırmızı lekeli giysi giydiğimizi soranlara “Selva hatırası” diyeceğim.

Toplu foto (Mazhar)

Fotoğrafta gördüğünüz insanlar Selva’nın kuzenleri... Emel Abla’nın kucağında oturan Selva’nın yeğeni. Ben ona “Bonus kafa” dedim, pek sevimli bir çocuk. Ayağım iyi olduktan sonra o bahçeye gidip, Bonus kafa ile oynayacağım. O gün yeteri kadar sevip, konuşamadım onunla.

Selva’nın kuzenlerinden birisi, -beni Selva ile tanıştıran aynı zamanda- Necati Bey... Ahhh o da müthiş marifetli bir adam. Aynı Zeytuniye Mahallesi’nde onun da bir küçük evi ve bahçesi var. Aman neler yapıyor neler. Sadece yetiştirdiği onlarca sebze, ağaç falan anlatmaya değer... Sohbeti çok güzel biri.

Fotoğrafta İsmail Zubari de var. İsmail de pek yetenekli biridir. Bölgenin tarihini, bitki örtüsünü, coğrafyasını çok iyi bilir. Birikimlerini yayınladığı şahane bir de kitabı var, iki kere okudum. Ve dedim ki: “Bir yer ancak bu kadar iyi anlatılabilir.” Arkadaşlarıma tavsiye ettim, okuyanlar defalarca teşekkür ettiler. Haaa bir de, İsmail’in sabunu üzerine sabun tanımıyorum!

Selva’ya “Bu bahçede kahvaltı ver” diye çok baskı yapıyorlarmış kendisinden ürün alanlar. Gerçekten ideal bir yer o bahçe... Havası güzel, gölgesi bol, servisi şahane... Ancak, bilindiği gibi bu tür yerler, ancak aile işletmesi olursa para kazanabiliyor. Selva, sadece üretimde kalıp, servis işine girmek istemiyor, haklı da...

Mısır (İsmail)

 

 

 

 

21 Haziran 2021
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Adil yağ

26 Tem 2021

Geçen Yüzyıldaki Tomarza Yemekleri

12 Tem 2021

Tomarza üzerine….

05 Tem 2021

Sebze artıklarından elde ettiğim gübre

28 Haz 2021

Girişimci olmak...

21 Haz 2021

Neden yıktınız adamın evini?

07 Haz 2021

Keşke dünyanın kıymetini bilebilseydik...

31 May 2021

Pandemi nedeniyle öğrendiklerim (1)

24 May 2021

Astarlı sütlaç/Zerdeli sütlaç

17 May 2021

Annemin böreği ve zeytinyağlı dolması

10 May 2021