HİKMET AKSOY

Demokrasi yarışı ve ülke gerçekleri...

Siyasette hep aynı heyecanları, - aslında hiç bir işe yaramayan sonuçları- yaşar olduk son yıllarda...

Referandum üzerine referandum.

Seçim deseniz, hakeza!..

Sonuç?..

Ülke demokrasi için pozitif hiçbir gelişme yok ortada.

Neymiş, genel seçim ya da yerel seçim yapılacak/mış...

Yapılsın da, sonuçta ülke insanı ve demokrasi bir şeyler kazansın, kim istemez?

Ama nerdeee?

Son iki-üç yıl içinde demokrasi adına yaşanan siyasal olaylara bir bakar mısınız?

Hangisinden yüzakı ile çıkabildik?

"Yerel seçim" dedik, "genel seçim " anlayışıyla ağzımıza burnumuza bulaştırdık.

Bırakalım devlet olanaklarından yapılan seçim savurganlığını, yurttaşlar  

arasında sırf seçim  kazanmak nedeniyle -bilerek/bilmeyerek yaratılan- siyasal kırgınlık ortamını ne demeli?

Hiç önemseyen/gören  var mı böyle bir olumsuzluğu?

Sanki ülkede " her şey günlük-güneşlik..."

"Perşembenin gelişi, çarşambadan belli olur" sözünde olduğu gibi yaşanan ve gündemden hiç düşmeyen ekonomik, hukuksal, eğitim, iskan/barınma, geçim sıkıntısı ve dış sorunların çözümü geçen zamana bağlı olarak daha da zorlaşıyor.

Hem içten, hem de dıştan gelen güvenlik sorunları da var üstelik.

Böyle bir olumsuz manzara ortamında Batılı deyip dost bildiğimiz  aslında emperyal güçlerin Türkiye'de yaratmak istedikleri kargaşa ortamını arzuladıklarını dünya alem biliyor.

Zaten her şey dünya kamuoyunun gözü önünde bir tiyatro gibi oynanıyor. 

Bunun için avuçlarını ovuşturduklar da görülüyor.

ABD'nin BOP ile neler yapmak istedini, Türkiye'yi;  Irak, Suriye, Libya, Sudan, Mısır, Afganistan gibi savaş ortamına çekip ekonomisini çökertmek amacında olduğunu bilmeyen mi var?

Bu durum, Birinci Büyük Savaş sonrasında Anadolu'yu istilaya gelen/kalkan  sömürgecilerin satrançta yaptıkları o zamanki yanlış hamleyi 100 yıl sonra anımsatıyor bize.

Yaşamak için savaşmak gerektiği koşulunu baştan kararlılıkla ortaya koyup; tüm dünyaya duyuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, o günün koşullarında' işte böyle bir durumda dış politikada gösterdikleri -günümüze de örnek olan- uzgörü/sağduyu sürecini yaşıyoruz yeniden.

ABD Başkanı Trump'ın nicedir, "astığım astık, kestiğim kestik"  anlayışıyla Türkiye'ye gözdağı verir politikalarla yaklaşmasından ülkesi adına yarar bekliyorsa yanılıyor.

1920'lerin Türkiye'si ile -o zamanki - SSCB'nin yakınlaşmasını/yardımlaşmasını öncelikle  unutmaması gerekir Batılı sömürgecilerin.

Şimdi Türkiye'nin kendi çıkarları açısından 1920'lerin "ulusal birliktelik" heyecanını gündeme getirip  tekrar yaşamak gibi bir durumla karşı karşıya bulunduğunun ulusça bilincinde olmalıyız.

Bunun için de, "sosyal yaşamı bunaltan" ve anti demokratik - hevesten/bilmemezlikten doğan- antidemokratik uygulamaların sonlandırılması; demokrasinin "hak/hukuk/adalet rayına oturtulması gerektiğini unutmamamız gerekiyor.

Bu olumsuzlukları geçmişte yaşamış olan Türkiye'nin oluşmuş demokrasi deneyimine sahip olduğuna inanıyoruz.

Yeter ki, siyasetçiler ülke çıkarları açısından ortak bir görüş etrafında buluşabilsinler.

Ülke siyasetini yönlendirenler böylesine yaşamsal bir konuyu - günün koşullarını da görerek- gözardı edemezler.

12 Haziran 2019
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Basın dünyamızın büyük kaybı

13 Kas 2019

Demokrasi yarışı ve ülke gerçekleri...

12 Haz 2019

Sağ siyasette lodoslu günlere doğru

11 Haz 2019

Umudun yanında yalan dolan olmasa

30 May 2019

Oy dingala dingala...

16 Şub 2019

Üretici tüketici trafiğinde kooperatifin rolü...

21 Oca 2019

İzmir'in içi...

19 Oca 2019

Demokrasiyi niçin yüceltmiyoruz?

18 Oca 2019

Bu satten sonra Trump'a inanılmaz...

17 Oca 2019

Trump'ın oyununu mutlaka bozmalıyız

16 Oca 2019