ŞAFAK YILMAZ

Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu ve cezası (2)

AİHM, kurulu düzene saldıran, şoke eden ya da reddeden fikirlerin aktarılması söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün daha da önemli olduğunu vurgulamaktadır. ( Dalgalar üzerindeki kadınlar ve diğerleri – Portekiz kararı)

Ayrıca dava konusu ifadelerin şiddete tahrik ya da nefret söylemi taşımaması gerektiğini kararlarında sık sık vurgulamakta, bu özelliği bulunmayan ifadelerin provokatif, kaba, rahatsız edici, şok edici olmasının olağan olduğunu kabul etmektedir.

Bu tablonun daha trajik yönüyse sıradan Türk vatandaşlarına karşı işlenen hakaret suçunun cezası üç aydan iki yıla kadarken; Cumhurbaşkanına hakaret suçunun cezası ise 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıdır. Yazımın başında da bahsettiğim AİHS 17.madde hükmü göz önüne alındığında, TCK 299 hakaret konusunda özel bir yasal düzenlemeyle daha fazla koruma sağlamanın amacı kural olarak sözleşmenin ruhuna aykırıdır.

Hatırlatmakta faydası olduğu kanaatindeyim ki, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olduğu 7 yıllık dönemde “ Cumhurbaşkanına Hakaret” suçu iddiasıyla 1359 adet kovuşturma izninin talep edilmiş, bu taleplerden 545’i için Adalet Bakanlığınca kovuşturma izni verilmiş olup, ancak tek bir kişi dahi tutuklanmamıştır. Oysaki 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu ilk yılda- aralarında 13 yaşında bir öğrencinin de bulunduğu- 18 kişi tutuklanmıştır. Yasal hiçbir değişiklik yokken konjonktürün getirdiği hukuki anlamdaki vahim tablo neyle izah edilebilir?

 

Son 30 yılın istatistiklerine göz atarsak:

2015 yılında 1953 dava, 1953 sanık

2014 yılında 132 dava, 132 sanık

2013 yılında 139 sanık, 139 sanık

2012 yılında 141 dava, 141 sanık

2011 yılında 175 dava, 175 sanık

2010 yılında 133 dava, 133 sanık

2009 yılında 89 dava, 89 sanık

2008 yılında 29 dava, 39 sanık

2007 yılında 20 dava, 26 sanık

2006 yılında 24 dava, 33 sanık

2005 yılında 11 dava, 15 sanık

2004 yılında 40 dava, 57 sanık

2003 yılında 4 dava, 4 sanık

2002 yılında 11 dava, 15 sanık

2001 yılında 8 dava, 9 sanık

2000 yılında 4 dava, 4 sanık

1999 yılında 6 dava, 8 sanık

1998 yılında 8 dava, 9 sanık

1997 yılında 11 dava, 18 sanık

1996 yılında 36 dava, 41 sanık

1995 yılında 11 dava, 30 sanık

1994 yılında 12 dava, 25 sanık

1993 yılında 19 dava, 27 sanık

1992 yılında 21 dava, 37 sanık

1991 yılında 65 dava, 74 sanık

1990 yılında 61 dava, 96 sanık

1989 yılında 106 dava, 149 sanık

1988 yılında 41 dava, 52 sanık

1987 yılında 50 dava, 61 sanık

1986 yılında 64 dava, 78 sanık

2016 yılı 2579 dava 884 mahkumiyet

2017 yılı 5.150 dava 2099 mahkumiyet

2018 yılı 6.270 dava 2.462 mahkimiyet

 

Tutuklama kararları Ceza Muhakemesi Kanunun 100. maddesindeki koşulların varlığı halinde söz konusu olabilir. Bu suçun işlenmiş olması halinde dahi kovuşturma izni Adalet Bakanlığının vereceği karara bağlıdır. Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma izni dahi beklenmeden hangi suç ve delillerin karartılma şüphesi olduğu dahi gerekçelendirilmeden tutuklama kararları verilmektedir.

Kamuoyunda çok bilenen bir yanlışı da düzeltmek isterim… Cumhurbaşkanı’nın şikâyetinden vazgeçmesinin ceza yargılaması açısından hiçbir önemi yoktur.  Bu vazgeçme ancak Cumhurbaşkanı’nın kendisinin açtığı tazminat davaları açısından sonuç doğurur. TCK 299’daki suç şikâyete bağlı bir suç değildir. Cumhuriyet savcıları resen bu suçu soruştururlar. Cumhurbaşkanı’nın hükümlüleri dahi affetme yetkisi varken, bu suçun şüpheli veya sanıklarını affetme yetkisi yoktur!

Bir devletin demokrasi düzeyi, devletin, toplumun ve bireylerinin gelişimi için, en uç fikir ve düşünceler dâhil her türlü tartışmayı güven altına alabilmesiyle ölçülür. Bir devletin tüm yurttaşları, hapse girme ya da ceza mahkemelerinde yargılanma korkusu olmadan düşüncelerini ifade edebildiklerinde gerçekten ifade özgürlüğünde söz edilebilir.

Kamuoyundaki yanlış kavramlarla insanların yanıltılmaması gerektiği kanaatindeyim. Yargının, yargıçların, savcıların, mahkemelerin toplum üzerinde bir baskı aracı, bir silah olarak kullanılmasına bugün izin verenlerin, bu silahın, iktidarı kaybettiklerinde kendilerine doğurabileceğini görmeleri; devletin hırs ve öfkeyle değil, akıl ve mantıkla yönetilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim.

13 Aralık 2019
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Gaziantep Barosu Seçimleri Yaklaşıyor

15 Ağu 2020

Beklemek

07 Ağu 2020

Yara Sinekleri

20 Tem 2020

Avukat Bektaş Şarklı’nın Yürüyüşü Üzerine

26 Haz 2020

Mussolini: Avukatlar olmasaydı İtalya’yı ne güzel idare ederdim!

15 May 2020

Süleyman Soylu ve siyasette yoldaşlık üzerine

06 May 2020

Tercih edilmemiş yalnızlık,  tutsaklıktır..

29 Nis 2020

Covid 19 kıskacında sosyal devlet

04 Nis 2020

Corona virüsü

27 Mar 2020

Elinde insanlığından başka bir şey olmayan bir kişi

20 Mar 2020