AYŞE NUR YILMAZER TURİZMCİ

1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bugün 1 Aralık Dünya AIDS günü.

HIV (Human Immunodeficiency Virus/İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) virüsünün, doğrudan bağışıklık sistemine zarar veren bir virüs olduğunu artık biliyoruz. HIV, vücut direncini azaltarak insanların kolayca hasta olmasına neden oluyor. Günümüzde HIV için geliştirilen ilaçlar; virüsün vücutta çoğalmasını ve bağışıklığı baskılayıcı etkisini önleyerek, HIV pozitif kişilerin uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlıyor. Bunun için tedaviye erken başlanması ve doktor kontrolünde düzenli olarak devam edilmesi önemli.

 AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome/ Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) ise HIV virüsünün bağışıklık sistemini zayıflatmasından sonra ortaya çıkan hastalık hâli.

 HIV virüsünün neden olduğu AIDS, bağışıklık sisteminin enfeksiyonlara ve kanserlere karşı savunmasız olduğu evre ve yaşamı tehdit ediyor, bilinenlerin aksine, HIV pozitif olan her kişide AIDS oluşmuyor.

HIV virüsüne karşı geliştirilen Antiretroviral ilaçlar sayesinde bağışıklık sistemi ciddi hasar görmeden enfeksiyonlara karşı savaşabiliyor, yani vücut direnci düşmüyor. 

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 37 milyon kişi HIV virüsü taşıyor. HIV pozitif kişilerin yüzde 60’ı antiretroviral tedavi alıyor.

Ülkemizde ise HIV hakkında farkındalığın ve test imkanlarının artmasıyla birlikte, tanı koyulan kişi sayısında artış gözleniyor. Buna karşın Türkiye, AIDS’in sık görülmediği ülkeler arasında değerlendiriliyor.

Bulaşma yoluna göre dağılımına bakıldığında, vakaların % 49, 6’ının cinsel yolla bulaştığı, cinsel yolla bulaştığı bildirilen bu vakaların % 71’inin de bulaşma yolunun heteroseksüel cinsel ilişki olduğu görülüyor.

Bu konuyu merak edenler için Acı Badem Hastanesi’nin aşağıdaki linkinde çok güzel detaylar var : https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/hiv-ve-aids/

Ancak benim demem o değil.

Albert Einstein’ın olduğu var sayılan bir söz var “Ön yargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zor.

O mu söylemiş bilinmez ama gerçekten de çok doğru bir söz.

Türkan Saylan, cüzzamlı hastalara sarılıp şefkat gösterdiğinde yer yerinden oynamıştı aynı Leydi Diana’nın, 1987 yılının Nisan ayında eldiven giymeden bir HIV hastasının elini sevgiyle sıkması gibi.
Bir küçücük fotoğraf, HIV farkındalığı mesajını yaymaya ve halkın hastalığa ilişkin algısını eğitmeye yardımcı olmuştu.

Bilmediğimiz şeylerden korkarız. Giderek onlarla ilgili hurafeler uydurur, en iyi ihtimalle uydurulanlara inanırız.

Aynı cinsiyet konusundaki uydurduklarımız gibi... Bunu özellikle eşcinsellik konusunda yapıyoruz. Eşcinsellik veya homoseksüellik; kişinin kendi cinsiyetinden kişilere yönelik hissettiği cinsel ve duygusal çekimdir. Benzer ilgi ve çekim karşı cinsle ilgili olduğunda buna heteroseksüellik, her iki cinse yönelik olduğundaysa biseksüellik denir. Tüm bunların tanımı da cinsel yönelim olarak adlandırılır ve bu hem doğuştan hem de gayet doğal olan bir şeydir.

Doğru tanım olarak özellikle “cinsel yönelim”in altını çizmek istiyorum, çünkü uydurulanlar icinde “cinsel tercih” gibi yanlış bir tabir bulunuyor.  Eşcinsellik tercih edilen birsey değildir, doğuştan ve doğaldır, sonradan öğrenilmez, sonradan edinilmez ve sonradan “tercih” edilmez. Halk arasinda sıkça duyduğumuz tecavüz olaylarından sonra kişinin escinsel olması gibi bir durum, bu hurafelerin başında gelmektedir. Tecavüzün yarattığı şey ne yazık ki travmadır ve bunun kişinin cinsel yönelimiyle hiçbir alakası yoktur. Travma tedavi ve terapi gerektirir. Cinsel yönelim ise doğaldır ve uygar toplumlardaki gibi güven ortamı gerektirir, homofobiyi değil.

Homofobi eşcinsellere veya eşcinselliğe karşı duyulan nefret, önyargı, hoşnutsuzluk, korku veya ayrımcılıktır.

Düşündüğümde; bir olaya veya kişiye cok büyük bir tepki veriyorsam bunun sebebini bulmaya çalışıyorum ve neredeyse her zaman bunun, o konuda kendi bilgisizliğimden olduğunu görüyorum. Homofobinin de böyle bir durum olduğunu düşünüyorum. Yani birinin eşcinsel olmasından duyulan büyük rahatsızlığın “Ya ben de eşcinselsem?” korkusundan kaynaklandığını düşünüyorum.

Korkularınızın öğrenmenize engel olmasına lütfen izin vermeyin. 

Öğrenmekten korkmayın ve var olanı, doğal olanı yok saymayın. Türkan Saylan ve Leydi Diana örneklerindeki gibi bilimin yanında olun, bilimin sizi saygıya, anlayışa ve mantığa ulaştırdığını göreceksiniz. Belki bu şekilde zoru başarır ve atom çekirdeğini parçaladığımız gibi ön yargılarımızdan da kurtuluruz.

leydi Dianaaaaaaaaa

Türkan Saylannnnnnnnn

02 Aralık 2022
Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
BİLMEYENE BİLDİRMEK GEREKİR

26 Oca 2023

ZEUGMA MÜZEMİZDEKİ “VENÜS’ÜN DOĞUŞU” MOZAİĞİ

19 Oca 2023

GAP KEYFİ ÜZERİNE.....

12 Oca 2023

BU BİR AZİZ NESİN ÖYKÜSÜ GİBİ

05 Oca 2023

Ruhu Kanatlanıp Uçuveren Güzel Janus’umuzun Ardından...

04 Oca 2023

YENİ YIL, YENİ UMUTLAR…

29 Ara 2022

ANTEP SAVUNMASI DESTANIMIZIN 101. YILI KUTLU OLSUN

22 Ara 2022

SEYAHAT ACENTELERİ YOK SAYILARAK TURİZM TANITIMI YAPILAMAZ

15 Ara 2022

BU ÜLKEDE MÜCEVHER DEĞERİNDE ÖĞRETİM ÜYELERİ VAR

08 Ara 2022

1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

02 Ara 2022